[ VOLUME — Cilt 1 — Kaos Kralları ]
BÖLÜM 12 —  KIÇ SİVİLCESİ

NİHAYET!!!

Açılış yeni çaldı…
ve yemin ederim, içimde bir şey o kadar şiddetli yer değiştirdi ki
ikinci el utançtan travma sonrası müzik bozukluğu geliştirebilirim.
PTSD falan değil… MTSD — Musical Trauma Stress Disorder.

Ne var lan şimdi, küçük gremlin?
Bir mektup mu?..
Flint “Rushmaster”ın kendisinden?!

Harika.
Tam da ihtiyacım olan şey —
adını bile duyunca dermatoloji randevusu gerektiren bir grubun solistinden fan mail.

Bir saniye—
tabii ki!
Tabii lan!
ELBETTE Jackie şahsen ulaşmış,
ve Flint de tüm bok parçası şarkılarını kullanmamıza izin vermiş…
…ama tek bir şartla.

Markalarının doğum hikâyesini anlatmak zorundayız.

Sözleşme, sözleşmedir.
Benim geldiğim yerde sözleşme —
dinden kutsal,
düğün gecesinden kutsal,
ahlak anlayışından bile kutsaldır.

O yüzden… peki.
Okuyacağım.

Ama bu orijin hikâyesi beynimde akne yaparsa
herkese dava açıyorum.

AÇIK MEKTUP — “KIÇ SİVİLCESİ™” GRUBUNDAN

Bizzat DICK MELODY™’ye

“Ayyoooo, Diiiiickkk!!!
Benim adım Flint “RushMaster” —
2-ci vokal, basçı, mazoşist, ne-istiysen-o-isti,
‘Bebeğiiiim, gel al beni’-isti,
kısacası kesinlikle kesici bir alete yaklaştırılmaması gereken ana adamın ta kendisi, bro.

SENİ SEVİYORUZ ADAMIM! MANYAK GİBİ COŞTURUYORSUN!

Tamam tamam… hikâye vakti.

O zamanlar tam bir pisliğin PİSLİĞİYDİK.
Bebek seviyesi.
Emekleme seviyesi.
Bebek-bezi formasıyla kaybetme şampiyonuyduk.

Ama HAYAL — OHHH O HAYAL — dev gibiydi.
Derin Gırtlak kadar dev.
Tüm galaksiyi içine çekmeye niyetli türden dev.

Bir gün davulcumuz Jo’Bo the Destroyer
çok BÜYÜK bir herifi kızdırdı.
Büyük derken…
Gölgesinin gölgesi olan türden büyük.

Sonraki şey?
Hepimiz gözümüzü açtık:

BİR KAÇAKÇI COSMO-VAN’IN BAGAJINDA.

Şerefsizler şöyle diyordu:
“Evet eheh organlarınız için satıcaz lol,
bu çocukların vokal telleri taze.”

Biz de:

“AMINA KOYUM, BİZ ÖLDÜK!
ROCK ÖLDÜ!
TEŞEKKÜRLER GÖRÜŞÜRÜZ SEZON FİNALİ!”

Ve sonra — KARDEŞİM — sonra —

BAAM!

BAAM!
KA-BOOOOM
FSSHHHHHHHHHH

Bagaj kapağı BAM diye dışarı uçuyor,
ışık gözlerimizi çorbaya çeviriyor,
her yer duman…

Ve kapının eşiğinde — O DURUYOR.

O—LANET—DROİD.

Soğuk.
Sıcak.
Ölümcül.
Cinsiyetsiz.
Güzel.
Merhametsiz.
Kısacası… ROCK’IN DEDESİNİN kendisi.”

Titriyorduk ve aynı anda sırıtarak bakıyorduk.
Bir haftadır ilk kez YAŞIYOR hissediyorduk.

Kirliydik, kırık döküktük, berbat durumdaydık—
ama o an ÇOK MUTLUYDUK, çünkü biri…
biri GERÇEK…
gelip biz pezevenkleri kurtarmaya gelmişti.

Öne çıktım, vibratör gibi titreyerek,
neredeyse diyecektim ki:

“DEDE?? BENİ EVLAT EDİN???”

Ama onun yerine ciyakladım:

“Şey… efendim… bizi kurtardığınız için teşekkürler zzZRRT- PIRRR… biz sizin hayranınız!
Müzisyeniz… ama ismimiz yok.
Yani vardı — ‘Nenenin Bebekleri’…
Evet… çöp… UTANÇ… TRAVMA…
Anaokulda babaannem zorla koydu…”

Ve dedim ki:

‘EFENDİM, BİZE İSİM VERİN!
BİZ SİZİN PADAVANLARINIZIZ!
BİZE KUTSAL ROCK ADINI VERİN!’

Android ise, kafasını bile kaldırmadan:

Çekil lan, KIÇ SİVİLCESİ. Umrumda değil.

Ve ÇIKIP GİTTİ.

Biz orada kaldık.
Zihinler uçtu.
Fizik yasaları iptal oldu.
Gerçeklik çöktü.

Yanındaki kirli herif — şu yarı kör moron — şöyle dedi:

“Lan metal göt, terbiyesiz herif!
Gençler, isterseniz size on numara bir isim—”

Ama biz ÇOKTAN YOK OLMUŞTUK KANKA.

Ana vokalimiz / gitar seks-makinesi  Rust’n Heart
paslı alevli gitarını kaldırıp HAYKIRDI:

“KIIIIIIÇ SİVİİİİİLCESİİİİ!!!”

Ben — lanetli bir lama gibi — histerik kahkaha attım,
ve anında riff’e girdim, çünkü

“KANKALARIN KANKASI!
BU İSİM VAR YA…
VURULDUM!
BU AŞKDIR!!!”

Yeşil sakso-beast ustamız,
Sax-O-Morph 3K,
aynı anda saksofon, trompet, ot, DJ butonları, muhtemelen kuliste birini daha üflüyordu.
HEPSİNİ AYNI ANDA.

Bunu görmeden İNANMAZSIN.

Klavye dahimiz Brr-rRat-TeaBangin’,
eski android hacker’ı,
Güneş gözlüklü Azrail gibi görünür.
İsmi duyunca sadece eğildi…
GALAKTİK KEHANET duyulmuş gibi.

Jo’Bo the Destroyer bağırdı:

“LAN BU NE?? BU… BU BİR EFSAAANE!!!”

Birbirimize baktık—
ve boom.
KADER.

Beşi birden, radyoaktif ergen psikopatlar, çığlık attık:

 “KIIIIÇ SİVİİİİİLCESİİİİİ!
AMINA KOYDUĞUM İSMİMİZ!”

Rust’n Heart’ın saçları YANDI (metafor değil).
Sax-O-Morph trompeti ISIRDI.
Brr-rRat-TeaBangin’ tek damla yağ gözyaşı aktı.
Jo’Bo evrene tekme attı, evren de kıçırladı.
Ben öyle bağırdım ki ruhum bedenden ayrıldı, BİR DUA etdi geri dündü.

Yanımızdaki kör ve kirli herif çenesini düşürdü:

“Ne—ne?? Ciddi olamazsınız…
Size 20 tane daha iyi isim—”

Ama ÇOK GEÇTİ.

Sax-O-Morph bağırdı:

 “KANKA, BU İSİM VAR YA… ORİJİMALDIR!!!”

Brr-rRat-TeaBangin’ tek sesle mırıldandı:
“…mükemmel hatırlanır.”

Jo’Bo bir zil tabakasını ikiye böldü:
“Dönüş yok. Stilimiz bu.”

Ve ben elimi YILDIZLARA doğru kaldırıp haykırdım:

 “HAZIR OL GALAKSİ! KIÇ SİVİLCESİ GELİYOOO!!!”

Dick… abi…
şarkımızı çaldığın için teşekkürler.
Seni seviyoruz ihtiyar.
Sen KRALSIN.
YANLIŞ ANLAMA…
(AMINA KOYİM, ANLA.
SEVİYORUM SENİ!)

PS: Fotoğraf —

‘KIÇ SİVİLCESİ — ÇÖPLÜK İSYAN FESTİVALİ CANLI’

Önde, en ortada — Rust’n Heart, ana vokalimiz.
Üzerindeki uzay-derisi, mutsuz bir filozofun depresyonu gibi omuzlarından akıyor.
Alevli gitarı, seyirci alkışlayamadan SAHNEYİ YAKMAYA çalışıyor.

Sağda — Sax-O-Morph 3K, bizim yeşil mantar-saksafon yaratığımız.
Cehennemden çıkma kör DJ’ler gibi gözlük takıyor.
Aynı anda saksafon,
trompet, vape, ot,
DJ pedalları,
ve muhtemelen kuliste birini daha
üflüyor.
Ve bunu yaparken, biri götüne BPM roketi takmış gibi zıplıyor.

Solda — Brr-rRat-TeaBangin’, klavye androidi.
Yüz? Çelikten ölüm maskesi.
Eller? Endüstriyel çekiç.
Çıkardığı ses?
Karanlığın omurganda pilates yapması.

En arkada — Jo’Bo the Destroyer.
Davul iblisi.
Bagetlerinde DÖRT nükleer reaktör var.
Bastırdığı her vuruşta ziller kıvılcım saçıp yok oluyor.
Kalabalık, her an yanlışlıkla süpernova tetikleyecek diye korkuyor.

Ve ben — Flint “RushMaster.”
Bas gitar elimde, üç kez ölüp “yok ya lan, daha işim bitmedi” diye geri dönmüş ayarsız bir serseri gibi sırıtıyorum.
Bas gitarı öyle tutuyorum ki…
sanki bütün evrene dalıp girişeceğim.
Ve dürüst olayım:
Evren de buna saygı duyuyor.

Bu — KIÇ SİVİLCESİ™.
Ve galaksi bizi ASLA unutmayacak.”

(Uzun, utanç dolu bir iç çekiş.)

Evet
Şu an UTANÇTAN ÖLMEK istiyorum.
Onlar için değil— kendim için.
Çünkü elliyi geçtim.
Ve onların yaşındayken?
DAHA DA KÖTÜYDÜM.
Kahretsin…
Bu biraz önce dinlediğimiz şey…
saf, damıtılmış, laboratuvar üretimi REZİLLİKTİ.

“Ne?
Hayır, onu söylemem.
Sen oku, tatlım.
Benim hâlâ varmış gibi yaptığım bir itibar var.”

(Jackie iç çeker — o kadar yavaş ve o kadar yumuşak ki,
sivilce dolu ergen dinleyicilerin yarısı hormon patlaması yaşayıp
diğer yarısı o iç çekişi zil sesi yapar.)

“Dick… onlar tatlı çocuklar.
Ben seviyorum onları. Çok.
Senin zevkin ise o kadar fosil ki…
yarısı zaten nesli tükenmiş kategorisine geçiyor.”

(Dick bir anda yaşına boğulur.)

“Tamam tamam—
hadi dönelim şu lanet hikâyeye
yoksa utancın içinde boğulup gideceğim.
Jackie, meleğim… neredeydik?”

(Jackie’nin sesi…
kulak zarına dökülen sıcak bal gibi.
Yumuşak, hafif kısık, çok derin —
öyle bir tını ki, kara delik bile kendini ‘anlaşılıyor’ hisseder.)

“Dick… belki bir ara dinlensen?”
diye fısıldar.
Hem nazik hem bıçak gibi keskin —
ruha bakan bir kedi bakışıyla.
“Orada bir kanepe var.
Git biraz yat.
Kalbini düşün.
Gece vardiyası için… fazla yaşlısın.
İstersen yayını ben devralırım.”

(Dick, cihazı kapatmaya çalışıp düğmeyi bulamayan biri gibi iç çeker.)

“Meleğim… beni bu kadar çabuk emekli etmeye çalışma.
Ayıp. Acı verici.
Azıcık.
Ver şu notu…
ve o güzel poponu geri götür mühendislik masasına.”

(Jackie kahkaha atar —
kavun kesen bıçak sesi gibi, ama herkes onu çay kaşığı sanır.)

“Peki ihtiyar.
Ama yayında ölürsen?
VALLA BENLİK DEĞİL.”

“Tatlım, yayında ölürsem…
REYTİNG FIRLAR,” der Dick.
“Todd ise yine gelip
‘çok pahalı bir hataydın’ der.”

(Mikrofonu tıklar.)

Evet, sivilce suratlı heşeratlar…
hadi dönelim şu hikâyeye.
Zaten bu bokları dinliyorsunuz çünkü
ne arkadaşınız var,
ne planınız,
ne hedefiniz,
ne de damak zevkiniz.
Ama sizi seviyorum.
Bir cerrahın anesteziyi sevdiği gibi —
SADECE İŞLEVİNDEYKEN.

(Sayfalar vahşice çevrilir.)

Neredeydik?
Heh, evet.

Bizim metal ROCK’IN DEDESİ,
vinçten atladı,
yerçekimi altına sıçtı,
mahalle altına sıçtı,
dinleyiciler dirildi,
ve şimdi…
…kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Upload Response